Adımla Nasıl Ölçülür? Bir Yürüyüşün Ardında Gizli Hikâye
Başlangıç: Kayseri’nin Soğuk Sokaklarında Bir Yürüyüş
Kayseri’de yaşamak demek, karanlık akşamları soğuk sokaklarda yalnız yürümek demek. O soğuklarda adımlarımın ardında kalan izlere bakarak, ne kadar yol aldığımı ölçmeye çalışırım. Hava ne kadar soğuk olursa olsun, bu şehri seviyorum. Kışın serinliğinde kaybolan her adım, hayatımın bir parçası gibi hissediyor. Ama bir gün, o adımların ne kadarını anlamlı bir şekilde attığımı düşünmeye başladım. O an, “Adımla nasıl ölçülür?” sorusu kafama takıldı.
Bir akşam, günün yorgunluğunun üzerine biraz yalnız kalmak için yürümek istedim. Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde, hep gittiğim o dar sokaklarda yürüyordum. Yavaşça ilerlerken, birden kalbimde bir şeylerin yerine oturduğunu hissettim. Bazen bir adımın, bir yolun sonunda seni nereye götüreceğini bilmeden attığın her şeyin, sana bir anlam kattığını fark edersin. Ama bazen de, o adımlar seni hüsrana götürür, yanlış yönlere sürükler. O an tam böyle bir yerdeydim.
—
Bir Yürüyüş ve Bir Bekleyiş: Hissettiklerim
Yürürken, o eski taş kaldırımların her biri başka bir hatıra bırakıyordu geride. Burası çocukluğumun geçtiği sokaklar, annemle sık sık yürüdüğümüz yollar… O an, geçmişle geleceği düşündüm. Hani bazen insan, adım atarken geçmişin yüküyle ilerlemeye çalışır, ama bir yanda da geleceği düşünür ve o kadar çok adım atmak ister ki, sonunda bir yerde takılıp kalır. İşte, tam da o noktada hissettiğim şey buydu: Adımlarım, giderek kaybolan bir umut gibiydi.
İçimde bir ses, “Bu yürüyüş seni nereye götürecek?” diye soruyordu. Ve ben, gittiğim her adımda kendimi daha da kaybolmuş hissediyordum. Bir süre önce, sevgilimle birlikte yaptığımız bir yürüyüşü hatırladım. O zamanlar çok farklıydık, her şeyin çok daha güzel olduğunu düşündüğümüz zamanlardı. Adımlarımız, birbirini takip eden neşeyle doluydu. Ama o zaman da bir sorun vardı; biz birbirimizi ölçemiyorduk. Her şey bir araya geldiğinde, birbirimizin hızına ayak uyduramıyorduk. O gün yürüyüşümüz bittiğinde, birbirimize daha yakın olacağımızı düşünmüştük. Ama sonra, her bir adımın zamanla birbirimizden uzaklaşmamıza neden olduğunu fark ettik.
“Adımla nasıl ölçülür?” sorusu belki de bu yüzden kafama takıldı. Her şeyin arkasında bir hesap vardı. Her adım, bir mesafe, bir zaman, bir bekleyiş… Peki, gerçekten ölçülmesi gereken şeyler bu muydu? İlişkiler, dostluklar, duygular… Her şeyin bir ölçüsü olmalı mıydı?
—
Hüsran: Bir Adımın Yetersizliği
Bir süre sonra yürüyüşümü bitirip eve dönmeye karar verdim. Ama bir türlü evin yolunu bulamadım. Kaybolmuştum. Adımlarım sanki beni sürekli geri götürüyordu. Geçmişe takılıp kalmıştım. Hatırladım, bir zamanlar çok heyecanla aldığım o eski telefonumu, üzerinde gittiğimiz her adımın kaydını tutan o uygulamayı… Ama bugün baktığımda, o uygulama sadece soğuk bir rakamdan ibaretti. Ne bir hatıra, ne de bir his bırakmıştı.
Her şeyin sayılabilir olduğu bir dünyada, biz duyguları neden sayamıyoruz? Neden yalnızca rakamlara, mesafelere odaklanıyoruz? Adımlarla ölçülen bu yolculukta, kaç adımın gerçekten bir anlam taşıdığını sorguluyordum. “Bir adımın ne kadarını doğru atıyorum?” diye düşündüm. Kaybolan yıllarım, kaybolan arkadaşlıklarım, giden bir sevgili… Hepsi birer adım kadar uzakta. Ama o adımların hepsi aynı mesafeyi mi kat etmişti? Hüsrana mı uğramıştı, yoksa bir umut taşımış mıydı? O kadar çok şey vardı ki… Her şeyin gerisinde bir ölçüt vardı, ama o ölçütü kimse doğru biçimde açıklayamıyordu.
—
Bir Değişim: Yavaşlamak ve Yeniden Başlamak
Birkaç dakika daha yürüdüm, ama artık hızla gitmek istemiyordum. Kendimi durdurdum ve sadece bir an dinlendim. Kayseri’nin gece ışıkları, bir film sahnesi gibi gözlerimin önünden geçiyordu. O an içimde bir farkındalık belirdi. Belki de bu kadar hızlı adımlar atmam, sadece kaybolmama sebep olmuştu. Belki de, adımlarımı daha sakin atarak, daha fazla şey görebilirdim. Hızla geçen yıllara, kaybolan ilişkilerime, gitmiş olan sevgilime bakarak, belki de yeniden başlamam gerektiğini düşündüm.
Adımlarımın ne kadarını doğru attığımı bilemeyeceğim. Ama ne olursa olsun, her bir adım, bir şeyler bırakarak geçiyordu. O an düşündüm, “Belki de adımlarla ölçülürken, mesafeyi değil, hisleri anlamak daha doğru bir ölçüdür.” Çünkü her adım, sadece fiziksel bir mesafe değil, aynı zamanda bir duygu, bir hikâyedir.
Geriye dönerken, sanki o eski telefonumun uygulaması bana bir şeyler anlatıyordu. Bu uygulama bir yerden sonra sadece bir rakam olmaktan çıkmış, yaşadığım her duyguyu izleyen bir dost gibi olmuştu. Adımlarımın ne kadarını doğru attım, bilmem… Ama o kadar fazla yanlış yapmam gerekti ki, sonunda kendimi bulabildim.
—
Sonuç: Adımlarla Ölçülmeyen Bir Yolculuk
Eve dönerken, artık “Adımla nasıl ölçülür?” sorusuna bir yanıt bulmuştum. Bir yola çıkarken, hangi adımları atacağınızı bilmek zor olsa da, her bir adımın sizi nereye götüreceğini bir şekilde öğreniyorsunuz. Bazen kaybolmak, bazen geri dönmek, bazen de yeniden başlamak gerekebiliyor. Belki de hayatı ölçmek, adımlarımızın fiziksel mesafesini değil, bizi gerçekten nereye götürdüğünü anlamakla ilgili. Bugün belki de birkaç yanlış adım attım, ama sonrasında kendimi daha güçlü hissettim. Adımlarım, beni bir şekilde bugüne getirdi.
O günden sonra, adımlarımı saymak yerine, her birinin bana kattığı hisleri anlamaya başladım. Hayatta önemli olan, ne kadar yol aldığınız değil, her adımın ne anlam taşıdığıydı. Ve belki de bu yazı, Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürüyen birinin, adımların sadece birer rakam olmadığını fark etmesinin hikâyesidir.